Vuruşma olmuş haberimiz yok

Benim böyle işlere karnım tok

Alemde ibne çok

Al o elini götüne sok

/Cahit Zarifoğlu

Birkaç kez tuvalin başına oturdum. Aldım elime fırçaları. Sonra baktım tuvale. “Ulan” dedim. “En iyi resim bu işte!” Pürüzsüz, hatasız. Daha iyisini yarılsam yapamam. Attım bir imza sağ alt köşesine. Tarih de koydum yanına amatörler gibi.

Nerede kalmıştık? Hayat futbola fena hâlde benzer. Futbol şahsi beceri gerektirir ama aslında toplu oynanan yani insanların bir tamilde oynadıkları bir oyundur. Hayat da öyle değil mi? İstediğin kadar yetenekli ol iyi bir takımın yoksa kaybedersin. Evet kaybedersin.

Gözlüğü çıkarınca Clark Kent’in Superman olduğunu anlamayan toplumunda amına koyayım .

Mutluymuşum gibi çiz Abidin.

Adım Dalton Russell söylediklerimi çok iyi dinleyin çünkü kelimeleri özenle seçer ve asla tekrar etmem. Size adımı söyledim bu kim olduğum sorusunun cevabı. Neresi pekala bir hapishane hücresi olarak tanımlanabilir ama bir hücreye tıkılmak ile hapis yatıyor olmak arasında büyük fark var. Ne’nin yanıtı kolay bir süre once mükemmel bir banka soygunu planladım ve bunu uyguladım bu aynı zamanda ne zaman sorusunun cevabı. Nedene gelince bildik mali gerekçelerin ötesinde son derece basit çünkü ; bunu yapabiliyorum geriye sadece Nasıl sorusu kalıyor.İşte orası şairin de söylediği şekilde…. Sonunda.

Saat On İkiyi Beş Geçiyordu

Zaman, can çekişirken, 
Akrep yelkovan, arasında; 
Bir adım öteye gidemezken geceden, 
Ay, ışığını çekerken sinesine, 
Yıldızlar çekilirken kuytu karanlıklara, 
Hüzün, bakır bir çaydanlıkta demleniyordu, 
Ve ben, son sigaramdaki dumanları da hapsediyordum içime, 
Saat on ikiyi beş geçiyordu. 

Ekmek bıçağında dilimleniyordu ömrüm; 
Masum, yalınayak çocukluğum; 
Umudun kıyısından geçmeyen gençliğim, 
Ulu orta seriliyordu, harami sofrasına, 
Düş bahçelerim yağmalanıyordu, 
Herkes payına düşeni alıp giderken. 
Bütün kimsesizliğimle, 
Bütün çaresizliğimle, 
Bütün çıplaklığımla, kalıyordum karanlığın koynunda; 
Üşüyordum, 
Tepeden tırnağa buz kesiyordu yalnızlık. 
Saat on ikiyi beş geçiyordu. 

Dişlerimle, şafağı sökmek isterken karanlığın göğsünden; 
Gün ağarıyordu saçlarıma, 
Tel tel, 
Raylarımdan çıkıyordum, 
Vagonlarım kopuyordu bir biri ardına, 
Savruluyordum, 
Bir cinayete kurban gidiyordum, 
Kaza süsü verilmiş, 
Faili meçhul bir ölüm biçiyordu terzi masasında, 
Bir tabuta çivileniyordum. 
Saat on ikiyi beş geçiyordu. 

NIGHTNIGHT by Selim Gerceker